25 Şubat 2008

Ebruli Türkiye



Ebru nedir? Sizce koca bir tepsini içine boyaların dökülmesi ile oluşan resimvari şey mi?

Sadece bu değil. Siz hiç ebruda kullanılan boyanın birbiri içinde dağılışını gördünüz mü? Yavaş yavaş. Peki, bazı bölgelerde meydana gelen tahribatlar nedeniyle birbirine karışan kökboyalarını gördünüz mü o tepsinin içinde? Sanki daha önce hiç görmediğimiz renkleri görürüz o karışımda…

İşte 
Atilla DURAK’ ta ebrunun şu son bahsettiğim olayını göz önünde bulundurarak bu ismi vermiş
projesine, ekibiyle birlikte. Neden ebru deyince şunu söylüyor kitabın editörü Ayşe Gül ALTINAY;
“Günümüzde çok fazla kullanılan mozaik kelimesini kullanmak istemedik. Çünkü mozaik serttir. Evet mozaikler farklı renklerdedir ama bu renkler kesin çizgilerle ayrılmışlardır birbirlerinden. Ve üzerinden yıllar geçse de mozaiğin rengi değişmez. Nettir. Ama kültür öyle değildir. Kültürler iç içedir. Kesin çizgilerle ayrılmazlar. Aynı zamanda bugün kültür diye bahsettiğimiz şey yarın olmayabilir. Yani aynı ebru gibi. Her an hareketli, her an dinamik. Sürekli değişiyor. Suyun üzerindeki boyaları kâğıda aktardığın anda boyaların sadece o anki şeklini kağıda alıyorsun. Bizde öyle yaptık. Sadece kültürün bir anki fotoğrafını çektik. Onu dondurduk. O halen yaşıyor.”

Ya da bunun gibi bir şey diyor işte…

İşte bu ekip Samsun’a geldi. Her ne kadar planlı bir durak olmasa da. En iyi anne, en güzel kadın ve en iyi aşçı olan (bunlar kendisini tanıtırken kullandığı kelimeler)
Takuhi TOVMASYAN; yertsiz yurtsuzum bana bir yer bulun diyen
Nebahat AKKOÇ, fotoğrafçımız Atilla DURAK, kitabın editörü
Ayşe Gül ALTINAY,
TOG’ da gönüllü olan bir bayanın ricasıyla gelmişler. Adını aklımda tutamadığım o bayana teşekkür ediyorum.

Ben İstanbul’da büyüdüm. Nüfus cüzdanımda Amasya yazıyor. Yüzünü hiç görmediğim yüzlerce akrabam Bursa’ lı, İstanbul’ lu, Sinop’ lu, Ankara’ lı, İzmir’ li, dedelerimden biri Samsun’lu, diğeri de Kavala’ dan ge(tiri)lmiş. Ge(tiri)lsin, önemli değil. Önemli olan her şey ben küçükken başladı. Sorardım babama bilsem dahi “ baba bizim köyümüz neresi?”, anlatırdı kısaca “ Amasyalıyız oğlum. Ben orada doğdum.”. “peki dedem?” derdim, “ o m’acir*” derdi. Nedir bilmezdim. Daha sonraları araştırdım. Öğrendim. Kavala’dan gelmişti dedem, babaannem, ninem… Şu anda Yunanistan toprağı olan o kentten. Arkadaşlarıma bir meziyetmiş gibi söylerdim bunu (ki halen de öyle düşünüyorum). Ama bir süre sonra şaka yollu ya da ciddi ciddi “sen yunansın o’lum” demeye başladılar. Memleket bildiğim şehre gittim. “sen m’acirsin” dediler dışladılar. Nereye gittiysem beni tanıyanlar hep bir nedenden dolayı ne yaptıklarını bilmeseler de dışladılar beni. Ama ben hep onlardım. Ermeni arkadaşlarımla top oynadım, yeri geldi bayramlarını kutladım. Onlar da benim bayramımı kutladılar. Kürt arkadaşlarımla piknik yaptım. Kürtçe hakkında ben onlardan onlarda Türkçe hakkında benden bilgi aldı. Alevi arkadaşlarımla dertleştim. Yeri geldi onların akrabalarının cenaze törenlerine katıldım. Onlar benim akrabalarımın cenaze törenine katıldı. Aslında ben onlardım, onlarda ben. Sırf onlar bunun farkında değil diye yeri geldi din, yeri geldi ırk, yeri geldi memleket milliyetçiliği yaptım. Bu onlara verdiğim tepkiydi..
Sergini afişini gördüğümde merak ettim. Daha önce duyduğum, ne olduğunu bilmediğim ama tahmin ettiğim bu olayım afişini gördüğümde bu söyleşiye, sergiye gitmek istediğimi hissettim. Daha önce hakkında somut bir şeyler bilmediğim bu projenin fotoğraf sergisini gezerken o fotoğraflara alelade baktım. Onlar benim için sadece birer fotoğraftı. Ama söyleşide anladım ki onlar bize bizi anlatmaya çalışan fotoğraflardı.

Ve bu sohbet hiç sönük gitmedi. Her ne kadar konuşmasam da ben vardım konuşanlar arasında. Benim gibi düşünenlerin de olduğunu görmek benim için tarif edilemez bir mutluluktu. Onlar aleviydi, dürziydi, almandı, araptı ama beni dışlamıyorlardı. Onlar benim onlar, onlarında ben olduğumun farkındaydı.


*m’acir: muhacir
Ebru Projesi ile ilgili gniş bilgi için tıklayınız.

0 yorum:

BLOX teması Elque tarafından tasarlanmıştır.